İSLAM’IN ESASLARI

Hamd âlemlerin Rabb’i oları Allah’adır. Salât ve Selam Peygamberlerin sonuncusu Rasûlullah’ın, A’li’nin, ashabının ve de Kıyamete kadar onun izini takip edenlerin üzerine olsun.

Dinin üzerine kurulduğu, fertlerin ancak bunların tümüne bağlanmakla Müslüman olabilecekleri dinin esas, usûl ve temelleri; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (S.A.V.) Allah’ın Rasûlü olduğuna Şahadet etmek; Namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak ve eğer gücü yetiyorsa Allah’ın evini ziyaret etmek, hac etmektir.

Müslüman, dini ve imanını muhafaza edebilmesi için küfrün, şirkin ve nifakın her türünden sakınmalıdır. Ancak bu şekilde dinini ve imanını korumuş olur. Bununla beraber, dindeki bütün bid’atlardan, Allah’ın Kitabına ve Peygamberin Sünnet’ine ters düşen, din adına sonradan ortaya çıkarılmış işlerin hepsinden uzaklaşması gerekir. Bunlar, amelleri boşa çıkarır. Yine, kalpteki imanı eksiltip zayıflatacak tüm büyük günahlardan da sakınmalıdır.

Bu kısa girişten sonra, bütün Müslümanlara kendileri için bir nasihat, İslami risaleti de tebliğ ve tanıtma gayesiyle elinizdeki bu risalemizi istifadelerinize sunuyoruz. Allah’tan, bizi hidayete, doğru yola iletmesini ve Selef-i Salihin’le beraber yüksek makamların en üst derecelerinde toplamasını diliyoruz (Amin).

t İslam Nedir?

Sözlük itibariyle, boyun eğmek, itaat ve ikrar etmek, teslim olmak anlamlarına gelen İslam terim itibariyle de; Tevhidle Allah’a teslim olmak, yalnız O’na itaat etmek ve şirkten temizlenmek, uzaklaşmaktır.

t İslam’ın Esasları

İslam’ın esasları, Nebi (S.A.V.)’den rivayet olduğu üzere beştir; “İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (S.A.V.) Allah’ın Rasûlü olduğuna şahadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Hacca gitmek ve de Ramazan orucunu tutmaktır” (Buhari, Müslim). Şimdi bu esasları özetle açıklayalım,

Œ Kelime-i Tevhid: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (S.A.V.) Allah’ın Rasûlü olduğuna gerçekten, içtenlikle tam ve kesin bir şekilde inanmak.

Kendisine ibadet edilmesi gereken sadece ve sadece Allah’tır. İşte bu, dinin aslı ve esasıdır. Diğer tüm bilgi ve vecibeler bundan türemiştir. Küfürle İslam’ın arasını ayıran budur. Kelime-i Tevhid, yerin ve göklerin üzerine kurulduğu bir kelimedir. Bütün mahlûkat, bunun için yaratılmış, Allah bunun için peygamberlerini göndermiş, kitaplarını indirmiş ve şeriatlarını tayin etmiştir. Yine bunun için, Ahirette mizan kondu, divanlar kuruldu, Cennet ve Cehennem yaratıldı ve bunun üzerine mükâfat ve ceza gerçekleşti. Bu büyük kelime için Cihad emredildi. Tevhid, Allah’ın bütün kulları üzerinde bir hakkıdır. İşte, İslam özü, huzur ve selamet yurdunun anahtarı budur. Gelmiş ve geçmiş herkes bundan sorulacaktır. Bu Allah katında kopması mümkün olmayan sağlam bir kulptur, bir sözleşmedir. En güzel, güçlü, daimi ve gerçek söz de budur. Hayat için mükemmel ve elverişli, alternatifsiz bir metottur.

Allah Rasûlü (S.A.V.) bunun için 13 yıl Mekke’de kalıp, müşrikleri Kelime-i Tevhid’e davet etti ve ashabını bununla terbiye etti.

Bu sözü gerçekten anlamına bağlı kalarak söyleyen ve icablarına göre, amel eden Cennet’e girer.

Muvahhidlerin imamı (S.A.V.)’in de haber verdiği gibi, “Her kim Allah’tan başka ilah olmadığını gerçekten bilerek (hakkını eda etmek suretiyle) ölürse Cennete girer” (Müslim).

Her peygamber Tevhidi getirmiştir, × Senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki ona, “Benden başka ilah yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalımØ (Enbiya, 25).

Kavimler öncelikle “Sizin için kendisinden başka ilah olmayan Allah’a ibadet edin” mesajına muhatap idiler.

“Allah’tan başka ilah yoktur” şahadetinden sonraki vecibe, Muhammed (S.A.V.)’in Allah’ın Rasûlü olduğuna gerçekten şahadet etmektir. Bu da Nebî (S.A.V.)’e emrettiği şeyde itaat etmek ve haber verdiği şeyde O’nu doğrulamakla olur. Ancak O’nun getirdiği ve emrettiği şeyle Allah’a ibadet etmek ve nehyettiklerinden kaçınmakla şahadetin gerçeğine erilmiş olunur. Allahu Teâla, bize O’nun getirdikleriyle Kendisine ibadet etmemizi emretmiş ve bizlere O’na itaat etmeyi vacip kılmıştır, × Kim Allah’a ve Resûl’üne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği; Nebîler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştırlarØ (Nisa, 69), × Kim Allah’a ve Resülüne karşı isyan eder ve O’nun koyduğu hudutları aşarsa, onu ebedi olmak üzere ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azab vardırØ (Nisa, 14).

Allahu Teâla, Resûlü’ne muhalefet ve isyandan mutlak surette nehyetmiştir, × ...(Resûl’ün) emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isabet etmesinden sakınsınlarØ (Nûr, 63). Allah, ken dine olan sevginin izharını Resûlü’ne itaata bağlamıştır, × ··De ki, eğer siz Allah’ı seviyor iseniz bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Doğrusu Allah, çok mağfiret eden ve esirgeyendirØ » (A’l-i İmran, 31). Yine Kendi rızasını Resûlü’nün rızasıyla bir tutmuştur, × ...Eğer mümin iseler, Allah ve Resûlünü razı etmeleri daha doğrudurØ (Tevbe, 62).

Bütün bunlar Allah Resûlü’nün (S.A.V.) getirdiklerinin hepsine teslim olunması ve tamamına boyun eğilmesi gerektiğini gösterir.

“Lâ ilahe ill’Allah, Muhammedûn Resûlullullah/ Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın Resûlüdür” sözünün kabul olunabilmesi; (1) içeriğini bilerek, (2) şüphe duymadan inanmak, (3) tereddütsüz kabul etmek, (4) bu sözün ayrılmaz bir parçası olan hukuki sisteme boyun eğmek, (5) yalana mahal bırakmayan bir tasdik içerisinde olmak, (6) Yüce Allah’a karşı samimiyet göstermek ve (7) bunlarla ilgili olan her şeyi sevmek gibi yedi şarta bağlıdır. Bizden istenilen sadece bu sözlerin telaffuzu değil, istenilen manasını tam olarak idrak edip gerektirdiği gibi amel etmek, böylece hakkını edâ etmektir. Çünkü şahadet getirmek amellerin geçerliliği ve kabul olunabilmesinin temel taşıdır.

Amellerin geçerliliği ve kabul görmesi sadece Yüce Allah’a karsı son derece samimi olmak ve Rasûlünün izini takip etmekle mümkündür.

“Allah’tan başka ilah yoktur” şahadetinin gerçek değerini kazanabilmesi ihlas; “Muhammed Allah’ın Resûlüdür” şahadetinin geçerli olması ise Allah Resûlü (S.A.V.)’in yolundan gitmekle mümkündür.

Her kim Kelime-i Tevhid’i içeriğine bağlı kalarak gerçekten söyler ve gerektirdiği şekilde amel ederse, “Sâdıqu’l- Masdûq” Doğru ve doğrulanmış olan Resûlün de (S.A.V.) haber verdiği gibi Cennete girer, “Her kim, asla şüphe etmeden, “Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma” şahadet ederek Allah’a kavuşursa Cennet’e girer” (Müslim). Yine bir diğer hadiste Nebî (S.A.V.) “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna gerçekten şahadet ederse Allah ona Cehennemi haram kılar” buyurmuştur (Müslim). İmrenenler bunun için imrensin, yarışanlar bunun için yarışsınlar.

 Namaz: Özel bir ibadettir. Evvelinde, bedenin, elbisenin ve kılınacak yerin temizlenmesi ve pisliklerin giderilmesi, içinde yapılması gerekli olan şeylerin tekbirle başlaması gibi bir takım, şartları, rükunları, vacip ve müstehabları vardır. Her Müslümana günde beş vakit namaz kılması vaciptir, farzdır.

Namaz kılarken saygı ve korku içinde olmalı, kalbin dışarıyla bağlantısı mümkün olduğunca kesilmelidir. (Bu sağlanamıyor iddiasıyla da namaz kılmamak asla olmaz!!).

Namaz vücudun temizliği ile başlar, ruhun ve nefsin temizliğiyle son bulur.

Kim namazı hakkı ile edâ ederse, Allah katında Cennet’e girmesine dair bir ahid vardır. Kim de namazı terk ederse Allah katında bir ahdi yoktur. O dilerse affeder, dilerse azap eder.

Namaz, fertlerin Kıyamet gününde öncelikle sorgulanacağı bir vecibedir. Eğer namazı tam olursa, diğer amellerinin hesabı da kolay olur ve eğer namazların hakkı verilmemişse Kişinin diğer amelleri de boşa gider. Namaz Allah’ın Resûlü’nün dünyadan ayrılırken bile yapmış olduğu son vasiyet idi, “Namaz, Namaz, ...bir de eliniz altındaki kimseler” (Sahihtir, Tirmizi).

× Namazlara, (özellikle) orta namaza devam edin, saygı ve bağlılık içinde Allah’a kulluk edinØ (Bakara, 238).

Allahu Teâla namazı ihmal etmemizden bizi kesinlikle sakındırmıştır, × Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir; Ancak (hesap defteri) sağ yanından verilenler başka: Onlar Cennetler içindedir. Günahkârlara, “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler; “Biz namazımızı kılmıyorduk, ...”Ø (Müddessir, 38-43).

Resûlullah (S.A.V.)’de, “Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmesi vardır” (Müslim), “Namaz onlarla bizim aramızdaki bir sözleşmedir. Bunu terk eden, kafir olur (küfre düşer)” (Sahihtir, Nesei).

Allahu Teâla, namaz vakitlerini geciktirmemize ve cemaatle beraber kılmamıza karşın bizleri uyarmıştır, × Yazıklar olsun o namaz kılanların haline ki; onlar namazlarından gafildirlerØ (Ma’un,4-5). Gafiller namazı vaktinde kılmayanlardır.

İbni Mes’ud Radıyallahu anh’den, şöyle dediği rivayet olunmuştur, “Allah’a en sevimli amelin ne olduğunu Rasûlullah’a sordum. O da, “Vaktinde kılınan namazdır”yanıtını verdi” (Buhari, Müslim).

Her Müslümanın, “Beni nasıl gördüyseniz, namazı öyle kılın” (Buhari), hadisinin gereği, ister imam ister cemaat, isterse münferit olsun, namaz kılarken Nebi (S.A.V.)’in yolunu gözetmesi gerekir. Vermiş olduğumuz bütün bu örneklerde, Allah’ın, basiretini açmış olduğu, düzgün bir kalbe sahip olan ve şahit olduğu halde kulak veren herkes için yeterli bir ibret vardır. İç genişliği, göz aydınlığı, çirkinlik ve kötülüklerden uzak, Allah ile daimi beraberlik halinde olmak namazın meyvelerindendir.

Ž Zekât: Zekât malla yapılan bir ibadettir. Fakirlerin ihtiyaçlarını gidermek için zenginlerin mallarından alınır. Zekât, nisab miktarı mala sahip olan her Müslümana vaciptir, farzdır. Bu malın, sahibinin mülkiyeti altında bir yıl kalması gerekir. Yalnız toprak ürünlerinde üzerinden bir yıl geçmiş olması şartı yoktur. Uzaktaki hayvan sürülerinin yavrulaması ve ticaretten elde edilecek olan gelir gibi henüz malın aslına tabi olamamış mallar ise, mal sahibi bunları elde ettiği takdirde, zekâtını vereceği ana mala eklenir.

Zekât dört çeşit malda vacib olur;

(1) Dört ayaklı, yırtıcı olmayan, deve, inek, koyun ve keçi gibi otlayan, kara hayvanlarından.

(2) Hububat ve meyve gibi toprak mahsüllerinden.

(3) Yer altından çıkan define ve madenlerden.

(4) Bütün çeşitleriyle beraber ne ad alırsa alsın altın, gümüş ve kağıt banknot paralardan. Bütün bunlardan 40’ta bir oranında zekât verilir.

Yine kazanç sebebi ile alım-satım işlerinde kullanılan bütün ticari eşyalardan, türü ne olursa olsun 40’ta bir oranında zekât verilmesi gerekir.

İslam’ın büyük esaslarından biri olan zekat konusunda gerçekten insanların pek çoğu cimrilik yapmak ya da kısıp eksiltmekle, veya gayri meşru yerlere harcamakla tembel davranıyor, zekât vecibesini kesin ve önemli bir farz olmasına rağmen hakkıyla yerine getirmiyorlar.

Bunun vucubiyetini bilerek inkar eden oruç tutsa da namaz kılsa da kâfir olur, İslam dairesinin dışına çıkar. Bu hususta cimrilik yapan, ondan bir şey eksilten ise zalimlerden olur ceza ve felakete maruz kalır (Allah hepsinden korusun).

Kur’an’da birçok yerde zekât ve namaz birlikte zikredilmiştir, × Namazı kılın ve Zekâtı verinØ (Bakara, 110).

Zekât vermek mü’minlerin vasıflarındandır. Allah azze ve celle mü’minlerin özelliklerini belirtirken, × Onlar ki, zekât (vazifelerini) yerine getirirlerØ (Mü’minun, 4), müşriklerin özelliklerini belirtirken de, × ...Ortak koşanların vay haline! Onlar zekât vermezler...Ø (Fussilet. 6-7) buyurmuştur. Zekâtı vermekten kaçınanın hadd cezası ölümdür. Ebû Bekir Radıyallahu anhu zekât vermeyen müşrikleri öldürmüş, “Kim namaz ve zekâtın arasını ayırırsa onu muhakkak öldürürüm” demiştir.

Zekâtın cimrilik ve ihtiras gibi kötü ahlaki yapıdan nefislerin, içinde fakirlerin hakkının bulunması açısından malın temizlenmesi ve Müslümanların ihtiyaçlarının giderilmesi vb. gibi pek çok faydaları vardır.

 Ramazan Orucu: Fecrin atmasından, güneş batıncaya kadar olan sürede yeme, içme ve kişinin ehliyle beraber olması gibi orucu bozan şeylerden Allah’a ibadet niyetiyle uzak durmasıdır.

Bulûğ çağına girmiş, şuuru yerinde, oruç için sağlığı elverişli olan ve yolcu olmayan her Müslümana oruç tutması farzdır, × Ey mü’minler! sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Umulur ki, fenalıklardan sakınırsınızØ (Bakara,183).

Şu kudsî hadiste de görüldüğü gibi Allah azze ve celle orucu diğer amellerin arasından kendi için özel kılmıştır, “Oruç benim içindir ve onun mükafatını ben vereceğim” (Buhari). Resülullah (S.A.V.) devamlı orucu sevdirmeye çalışmıştır, “Oruç kalkandır” yani sizi Cehennem’e karşı korur (Buhari). “Karşılığını Allah’tan ümit ederek, imanla Ramazanı ikâme edenin geçmiş günahları mağfiret olunur” (Buhari, Müslim).

İnsanlara hidayet kaynağı, bir rehber ve hakkı batıldan ayıran bir furkan olarak Kur`an-ı Kerim bu ayda indirilmiş, terâvih namazı bu ayda mesnun kılınmış; son on günü içerisinde mescidlerde itikâf yapmak ta, aynı şekilde yine bu ayda Sünnet kılınmıştır.

Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi de Ramazan ayındadır. Bu gecede semâ kapıları açılır ve çok duâlar kabul olunur. Yalnız Allah’ın rızasına nâil olabilmek için bazı helal şeylerden uzaklaşmak nefsin terbiye edilerek Allah’a taâta alıştırılmasına sebep olur ki, bu da orucun başlıca faydaları arasında yer alır.

 Beytullah’ı Ziyaret Etmek (Hac): Kutlu bir ev olan Kâbe’yi Allah’a itaat niyetiyle ziyaret edip bu ziyaret esnasında Hac ile ilgili vecibeleri yerine getirmektir.

Hac bulûğ çağına ermiş, şuur sahibi ve hür olan, kadın-erkek bütün Müslümanlara farzdır. Hayat boyunca bir defâ yapılması yeterlidir. Sadece malî ve de sıhhî açıdan güç yetirenler üzerine farzdır,

× Oraya ulaşmaya gücü yeten herkesin bu evi (Kâbe’yi) ziyaret etmesi insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdırØ (A’l-i İmran, 97).

Hac kendine farz olan kimse için beden sağlığı, yol güvenliği, ulaşım için gerekli olan binitin mevcut olması gibi üç şeyin tamam olması gerekir. Bunlarla beraber hacca gidip dönünceye kadar ailesinin temel ihtiyaçlarının temin edilmiş olması gerekir. Kadınlar için olmak üzere bir diğer şart ta yanında mahreminin bulunmasıdır.

Haccın farziyetini bilerek inkâr eden icmâ’yla kâfir olur. Hac için acele etmek gerekir. Çünkü Rasûlullah (S.A.V.) “Hac yapmak isteyen acele etsin” buyurmuştur (Sahihtir, Ebû Ddvud). Hac farizasını eda etmeye gücü yeten herkes acele etmelidir ki, hastalık, fakirlik ve ölüm gelmeden evvel ibadetini yerine getirebilsin.

Hac ve umre masraflarının karşılanması helal ve temiz mallardan olmalıdır. Çünkü Allah güzeldir ve güzelden başkasını kabul etmez.

Hac için büyük bir mükâfat vardır. Nebî (S.A.V.) “Yapılan bir umre sonradan yapılacak diğer bir umreye kadar işlenilen günahlara keffârettir, iyi yapılmış bir haccın Cennetten başka karşılığı yoktur” buyurmuştur (Buhari, Müslim).

Hac ve umre tüm hayat boyunca bir defaya mahsus olmak üzere farzdır. Ancak her kim fazladan yaparsa, o kendisi için bir iyiliktir.

Haccın faydalarını da kısaca; Allah’a itaat yolunda mali ve bedeni gayretlerimizi gösterip nefislerimizi buna alıştırmak, terbiye etmek ve de dünyânın her yanından gelen Müslümanlarla İslam kardeşliği kurmak, onlarla kaynaşarak tek vücut olmak şeklinde özetleyebiliriz. Hacta bir araya gelen yüz binlerce Müslüman ümmetin sıkıntılarını değişik bir boyutta yeniden gözlemleme fırsatı bularak sonraki günlerinin kıymetini daha iyi anlar. Haccın gerçekten sayılamayacak kadar çok faydaları, gidenlerin hayatında çok büyük tesir ve de anlamı vardır.

İslam’ın esaslarını bilmek ve buna göre yaşamak, Cehennem’den kurtulup Cennet’e girmeye vesile olabilecek tek faktördür. O halde bu esaslara sahip çıkmalı onları koruyup hayatımıza bunlarla yön vermeliyiz. Ayrıca çevremizdekilerin de bu gerçekleri öğrenmesi için gayret etmeliyiz. Şüphesiz tevfik Allah’tandır.

 

“Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn”

VE’L-HAMDÜ LİLAHİ RABBİ’L ALEMİN

Geri