YILBAŞINI KUTLAMAK CEHENNEM ASHABINA BENZEMEK

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.

Müslüman toplumların içinde bulunduğu sıkıntıların başlıca nedeni, yahudi, hıristiyan ve diğer şirk ehline özenmeleri, Bu cehennem halkının peşinden gitmeleridir.

Onları izleyenler, şu hadisin muhâtabıdırlar: “Sizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uyarsınız. Onlar kertenkele deliğine girse, siz de peşlerinden girersiniz”, “Ey Allah Resûlü!, yahudi ve hıristiyanlar mı?” dedik. O da: “Ya kim?” diye cevap verdi” (Buhari, Müslim). Diğer bir rivayette de, “İçlerinden biri sokakta annesiyle fuhuş yapsa siz de yaparsınız” buyurulmuştur (Sahihtir. Hâkim).

Bu sapıklık, diğer ümmetlerden gelen bir gelenek halini aldı. Öyle bir hale geldik ki, çoğu Müslümanı küfür ehli olan insanlardan ayıramaz olduk.

Bu insanlar:

  1. Dinden yüz çevirip hevâlarına uymuş, işleri fesada bulanmıştır. Ne yazık ki, toplumların çoğu bencillik ve kibir içerisinde dünyaya dalmış, ehli İslâmı küçümser olmuşlar. Sorulduklarında ‘Elhamdülillah Müslümanım’ demekten öteye din adına hiçbir şeyini bilmez, bir kısmı da hiçbir şey bilmediği halde her şeyi bildiğini sanır.
  2. Bunlar, Resûlullah (S.A.V.)’in getirdiği İslâmî çizgiyi muhafaza edemeyerek, yaşadıkları gibi inanma gafletine düşerler. İslâm ile “güncel hayatın gerçekleri” dedikleri şeyler arasında sentez bir din anlayışı geliştirerek bunu, “çağdaş İslâm” ismiyle, süslü poşetler içerisinde insanların önüne koyarlar. Ayet ve hadisleri kendi hevâlarına göre eğip bükerek de, “çağdaş İslâm”larını akıllarınca daha uygun bir hale getirirler. Bu tip insanlar maalesef sayılamayacak kadar çok. “Siz o gün çok olursunuz ancak sellerin önüne kapılan çerçöp gibi” (Sahihtir, Ahmed) diyen hadisi şerifteki nitelemeye uygun olan bu kimseler; Müslüman olduklarını savunur ve İslâm adına sürekli ahkâm keserler. Gelin görün ki, Resûlullah (S.A.V.)’in sünnetini bırakıp başka başka sünnetlere tabi oldukları için, onların çalışmasıyla Allah Müslümanları zafere ulaştırmaz. Her yer onlarla ve boş sözleriyle dolsa bile...

Bunların dışında üçüncü bir grup daha var ki (Allah bizleri onların listesine dahil eder inşâallah), onlar; Allah celle celaluhu’nun hidâyetine erdirip ayaklarını sabit kıldığı kimselerdir. Bunlar, Allah azze ve celle’nin, Kitab’ına Ve Resûlü (S.A.V.)’in Sünnetine tam olarak uyanlardır. İşte onlar gerçek “hak ehli”, Allah azze ve celle katında kurtuluşa eren topluluktur. Onlar bu dinin dosdoğru çizgisinden asla dönmez ve bu çizgi üzere ölürler. Allah Resulü (S.A.V.) bunlar için şöyle buyurur: “Düşmanın zarar veremeyeceği, hak üzere sebatkâr bir fırka kıyamete dek var olacaktır” (Müslim). Kafirlere benzemekten en fazla sakınanlar işte bu Müslümanlardır. Onlar kafirlerin yaşantılarını asla taklit etmez, bu takdirde şereflerini kaybedeceklerini bilirler. Ancak, kafirlerin bizim yaşantımızı taklit etmeleri, onlar için büyük bir şereftir. İzzet, ancak Allah Celle Celalühü, Resulü (S.A.V.)’in ve tüm müminlerindir.

Bu, kurtuluş ile müjdelenen fırka dışında kalan ve birinci maddede zikretmiş olduğumuz ehli hüsran, ehli nedâmet, ehli zillet içindeki ihanet fırkası (ki, Allah bizleri onlar ile birlikte olmaktan muhafaza buyursun), zifiri karanlık içinde, sonlarının ne olacağı belirsiz bir şekilde ömür çürütmektedirler. Tevbe edip Allah’a dönmeden ölürlerse, varacakları yer ise; Cehennem ateşinin ta kendisidir (Allah korusun!).

İkinci bölümde zikretmiş olduğumuz, deliller üzerinde oynayıp onları eğip büken, çağdaş diye tabir edilen neidüğü belirsiz, köksüz ve ruhsuz yaşayışlarına dayanak arayan fırkaya gelince; işte bu risâle onlar için yazıldı. Yani bu risâle ile onları, Allah’a dönmeye davet ediyoruz. Sırât-ı müstakim üzere yaşamaya çağırıyoruz onları. Cehennem ateşine götürücü hevalardan sakındırmak istiyoruz, uyandırmak istiyoruz. İnanıyoruz ki, onların; kafirleri taklit etmelerinin esas sebebi bilgisizlikleri, basiretsizlikleri ve iman zafiyeti, ayrıca, kendilerini dosdoğru yola çağıran örnek şahsiyetlerden de mahrum olmalarıdır.

Bu, kafirlere benzemenin en belirgin örneklerinden biri de; onların “Yılbaşı”larını tanımak ve Yılbaşını hıristiyanların kutladığı günde kutlamaktır. Bu vesile ile, ‘yılbaşı’ adıyla bilinen bozulmuş hıristiyanlık âdeti üzerinde bir nebze durmak istiyoruz.

Allahü Teâla, hıristiyanlar hakkında şöyle buyurur:

×Meryem oğlu Mesih Allah’tır, diyenler kafir olmuşlardırØ(Mâide,l7),

×Allah üçün üçüncüsüdür, diyenler kafir olmuşlardırØ(Mâide, 73)

Bu insanlar onların uydurma bayramını kutlarken, Mesih Aleyhisselâm’a ve O’nun doğum anısına iftira etmektedirler. İsâ Aleyhisselâm onların yaptıklarından uzaktır ve bunların hepsini inkar eder.

İşte onlar, bu uydurma yalanlar ve bozuk inançla, Allah celle celalûhu’nün hakkında hiçbir delil indirmediği ve selim fıtratın nefret ettiği amelleri işlemektedirler.

Gariptir ki, Müslüman toplumun çoğu yahudi ve hıristiyanları taklit edip onların küfrî bayramlarına uyduktan sonra da Müslümanlıktan söz ediyorlar. Peşinden bununla da yetinmeyip ilericilik ve uygarlığın yahudi ve hıristiyanlara uymaktan geçtiğini zannederler. Bu, onların dinlerinden uzaklaşmalarının ve kafirlerin uşağı haline gelmelerinin bir başka adıdır.

Oysa İslâm, insanoğlunun yegâne şerefi; yüzyıllar ötesinden insanoğlunun bilim ve istikâmet menbâıdır. Bunu bir bilseler!

Allah cellecelalûhû nün dini, şeriatı/düzeni dışında kalan, diğer bütün şeriatlara/düzenlere muhalefet etmek, onların din, gelenek ve bayramlarının tamamına, yeme içme ve giyim kuşamlarında da onlara aykırı olmak, dinimizin temel kurallarındandır.

Bu konudaki delillerin tümünü ortaya koymaya gerek yoktur. Aksine, söz konusu delillerden birkaçı bile yapılan hareketlerin tehlikesini açıklamaya yeterlidir. Hayra nasihat edenlerin çok az olduğu günümüzde, dinimizin aslından olan nasihatleşme prensibini de böylelikle ihya etmiş olalım:

1. ×Sonra seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin arzularına uymaØ (Câsiye,18).

Şeyhülislâm Ebu Abbâs Harrâni şöyle der, “Burada’bilmeyenler’ sözüne, Allah’ın Şeriat’ına aykırı davranan herkes girer. ‘Hevâları’ kavramı içerisine de, müşriklerin işledikleri amellerin hepsi girer, ki bu davranışları onların dinlerinin gereğidir”.

2. ×Sana gelen ilimden sonra eğer, onların arzularına uyacak olursan, İşte o zaman zâlimlerden olursunØ (Bakara, 145).

Ehli Sünnet müfessirlerinin icmâı vardır ki; “Bu ayeti kerimede onların tüm yaşantılarına muhâlefet etmenin zorunluluğuna açık bir işaret vardır” demişlerdir.

3. ×Ey iman edenler! “Râin┠demeyin “Unzurn┠deyin. Söylenenleri dinleyin. Kâfirler için acı veren bir azap vardırØ (Bakara, 104).

İbni Kesir Rahmetullahi Aıeyh, tefsirinde bu ayet hakkında şöyle der: “Allah azze ve celle, bu ayetle, mü’minlerin, söz ve davranışlarında kafirlere benzemelerini yasaklamıştır. Çünkü yahudiler «..Râinâ..» kelimesini Nebi (S.A.V.)’e alay niyetiyle kullanırdılar. Allahu Teâla da mü’minleri bundan men etti”.

İbni Kesir şunları söyler; “Ayette söz, davranış, bayram, gelenek ve ibadetlerinde ve diğer tüm işlerinde kafirlere uyanlara acı bir azapla cezalandırılmaları gibi ağır bir tehdit vardır”.

4. Allah Resûlü (S.A.V.); “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” (Sahihtir. Ebu Davud) buyuruyor. Hadis-i şerifte, Müslüman olmayanlara benzeyenleri şiddetle kınama vardır. Kim takvâ ehli ve salih insanlara benzerse, o onlardandır, kim de yahudi ve hıristiyanlara benzerse, o da onlardandır.

5. Allah Resûlü (S.A.V.) “Bizden başkasının sünnetiyle amel eden bizden değildir” (Sahihtir. Sahihul câmi) bir başka hadiste, “Başkalarına benzeyen bizden değildir. Yahudilere de hıristiyanlara da benzemeyin. Yahudilerin selâmı parmaklarıyla, hıristiyanların ki ise, elleriyle işarettir” (Sahihtir. Sahihül câmi) buyurmuştur.

Bunların tümü onlara benzeme hakkında ise, ya kâfirlere uyan, onların örf ve adetlerini benimseyen, Müslümanları küçümseyip onlardan uzak duran, kısaca küfrü ve tüm küfrî değerleri hayatının ayrılmaz bir parçası kılan kimsenin hükmü nedir acaba?!..

Kim Allah Resulü (S.A.V.)’in sünnetini terk eder ve bunu başka bir sünnet, alışkanlık adet veya gelenekle değiştirirse, İslâm’a bağlı olduğunu söyleyip Müslümanların isimleriyle anılsa bile, İslâm üzere değildir.

6- Allahu Teâla kafirlerin geleneklerine uymayan mü’minleri şöyle över, ×Onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıklarında vakar ile geçip giderlerØ (Furkan, 72). Ayetteki «..zûr..» kelimesini müfessirler, “müşriklerin bayramı” şeklinde açıklamışlardır.

7- Resûlullah (S.A.V.) Medine’ye geldiğinde, onların oynayıp eğlendikleri iki günlerinin olduğunu öğrendiğinde “Bu günler nedir?” diye sorar. Onlar da, “Cahiliyede bu iki günde eğlenirdik” dediler. Bunun üzerine Resûlullah, “Allah bundan daha hayırlı olanı, kurban bayramı ve fıtr (Ramazan) bayramını size verdi” (Sahihtir. Ebu Dâvud) buyurdu.

8- Adamın birisi “Bavâne” adlı bir yerde deve kesmek üzere adakta bulunmuştu. Resûlullah (S.A.V.) ‘Orada daha önce câhiliye insanının taptığı putlardan biri bulunuyor muydu?’ diye sordu, ‘Hayır, bulundurmuyordu’ dediler. Resûlullah bu defa, ‘Peki, kafirlerin bayramlarından biri orada kutlanıyor muydu?’ diye sordu, yine ‘Hayır’ dediler. O zaman Resûlullah adama, ‘Nezrini (adağını) yerine getir. Allah’a isyanda da, insanın sahip olmadığı şeylerde de nezre sadâkat yoktur’ dedi” (Sahihtir. Ebu Dâvud).

Bu hadiste gösterir ki, kâfirlerin bayram yerlerinde işlenen bir amel, hayır olsa bile başlı başına Allah’a isyan sayılmaktadır. Çünkü bu, Allah’a isyan edilen yerleri meşru görmektir. Allah’a isyanın söz konusu olduğu yerlerde şerî bir maslahat olmaksızın bulunmak da böyledir.

Ömer Radıyallahu Anh, “Allah düşmanlarının bayramlarından sakınınız” (Beyhakî) demiştir.

Allahu Teâla, Cehennem ashabı olan kafirlere benzemeyip onların yaptıklarını yapmamayı büyük bir hikmet gereği olarak bize emretmiştir ki, onların sevgisi Müslümanların kalplerine girmesin. Onlar Allah’tan ve de Müslümanlardan uzaktırlar. İş ve yaşantıda onlara benzemek, onlarla bir olmak kalpler arasında ülfet ve yakınlığı doğurur. Bu da onları sevip saymayı beraberinde getirir.

Konu hakkında zikre şayân bir çok delil vardır. Daha geniş bilgi edinmek isteyenler Şeyhülislâm İbni Teymiye’nin, “Sırâtı Müstakîm” adlı eserine başvurabilir.

Tüm bunlar, insanların; peygamberleri Muhammed Mustafa (S.A.V.)’in yolunu bırakıp nasıl kafirlerin yoluna uyduklarını yeterince açıklar.

Müslüman olduğunu söyleyen bir çoklarının “yılbaşı kutlaması” adı altında edâ edilen bu çirkin hıristiyan adetine katıldığını üzüntüyle görüyoruz. Yaşayan bir tek Müslüman bırakmamak üzere eskiden haçlı seferleri, günümüzde ise daha kapsamlı silahlarıyla maddî ve mânevî savaş ilan etmiş bulunan batılıların geleneğini taklit etmek gerçekten akıl almaz bir davranıştır. Özellikle bu geleneğin içinde Allah’a isyan ve İslâm’la eğlenme de varsa bunun tehlikesi çok daha büyüktür.

Yapılanlar bir kutlamadan çok din, ırz, namus, ahlâk ve aile kavramlarını yıkmak için özenle tasarlanmış bir programı andırmaktadır. Kişi, hem kendisi hem de çoluk çocuğu için nerede durduğunun farkına varmak zorundadır... Allah, bu çirkefliğe alet olana akıl ve izan versin!.

Hanefî ulemâsından Molla Ali Kâfl RahmetullahiAleyh, şöyle der: “Kim Nevruz günü kâfire bir yumurta hediye ederse kafir olmuştur. Çünkü, bu davranışıyla kafire; küfründe ve sapıklığında yardımcı olmuş, onları teşvik etmiş veya bununla onlara benzemiştir”.

Eğer bu hediyeleşme onların geleneğinin bir uzantısı ise Müslümana da verilen böylesi bir hediye aynı hükümdedir. Çünkü iki durumda da onlara benzeme söz konusudur. Ancak, onların bir geleneği değil de bunun dışında hediyeleşme olursa bu farklı ve güzeldir.

“Mecmau’n-nevâzil”de: “Nevruz kutlamalarını gören bir Müslüman, ‘ne güzel bir gelenek’ dese, kafir olur” ifadesi yer alır. Böyle davranan kimse bu hareketiyle küfrün çıkmasını hoş görmüş, İslâma noksanlık zâfet etmiş olur!

“Fetâva Suğra”da ise şöyle denmiştir: “Kim Nevruz günü, daha önce hiç satın almadığı bir şeyi Nevruz’u kutlamak için satın alırsa, kafir olur” (Fıkhı Ekber Şerhi). Aynı şekilde, daha önce hindi satın alıp yemeyen kimse, yılbaşını kutlamak için satın alırsa küfre düşer.

Müslüman olduğunu söyleyen çokları kafirlere belirgin olarak şu hususlarda benzemiştir: Bunların başında onların en belirgin özelliği olan ve dini yaşanmayan vicdâni bir duygu sayarak onu sembolleştirmeyi esas alan beşerî sistem ve ideolojileri benimsemek gelir.

Bunu da şekil şemalde onlara benzemek izler. Sakal kesilir, giyim kuşam onlarınkine benzer, evlere resim asılır, eşyalar ve mobilyalar bir hıristiyanın evini andırır. Onların dinlerinde önemli ve kutsal sayılan noel ağacından alıp evlerine koyup bu vesileyle süs yapıp birbirlerini tebrik eden ve Müslüman olduklarını söyleyenlere rastlamak işten bile değildir.

Artık görünüşe sirâyet eden bu taklitler, bir süre sonra kalbe de nüfuz eder ve kişinin düşünceleri de aynı doğrultuda, paralel değişimler gösterir.

Durum gayet açıktır: İnanıldığı gibi yaşamamanın faturası, yaşanıldığı gibi inanılarak ödenir!..

Tüm bunlar sonuçta, uzun bir zaman cihana hüküm sürmüş bir ümmetin, domuz etiyle beslenen din, ahlak ve namus düşmanlarına hayranlık duymayı beraberinde getirir. Toplum, bu sûrette kendi değer yargılarını unutur ve henüz dün sayılabilecek kadar yakın olan bir zamanda ülkesini yutmak isteyen bir milletin, kokuşmuş değerleriyle yaşamayı kendine onur kabul edebilecek kadar alçalır!..

Kafirlerin bir takım inançları doğrultusunda edindikleri tüm işaret, gelenek, adet ve düşünceden kaçınarak; selâmlaşmak, akraba ziyaretinde bulunmak, hayırda yardımlaşmak, namaz, hac, zekat, oruç, iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak ve güleryüzlülük gibi büyük dinimiz İslâmın tamamı insanlık için hayır olan şiârlarıyla izzetlenmek hem imânî, hem de toplumsal bir vecibedir.

Müminlere karşı merhametli, kafirlere karşı izzetli durmak, Allah için sevip Allah için buğzetmenin en önemli dinamiğidir. Ki bu da İmanlı olabilmenin temel kaidelerindendir.

O halde, Peygamberimiz (S.A.V.)’i ve O’nu dost edinenleri bırakıp şeytan ve de Allah düşmanlarını dost edinmenin ahirette getireceği sorumluluğu düşünerek bu ve benzeri çirkin taklitleri bırakmalıdır:

×Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun: babaları, oğulları, kardeşleri, ya da akrabaları da olsa Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin...Ø (Mücâdele, 22)

Allahu Teâla, bizlere sevdiklerini sevmeyi, düşman olduklarına da düşman olmayı nasip etsin. O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.

 

“Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn”

VE’L-HAMDÜ LİLAHİ RABBİ’L ALEMİN

Geri