Dünyaya geliş gayesinin anahtarı

TEVHİD

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm, enbiyâların sonuncusu Resulullah’ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar, onları dost edinenlerin üzerine olsun...

Kadın, erkek her müslümanın bilmekle yükümlü bulunduğu üç esas vardır. Bunlar, kulun; Rabbini, Dinini ve Peygamberi Muhammed (S.A.V.) tanımasıdır.

Hepimizi yaratan Allah azze ve celle, şüphesiz Rabbimizdir. Nimetiyle bizi ve de kâinatı, bir düzende terbiye etmektedir. O, kendisinden başka kulluğa layık hiç bir varlığın bulunmadığı, Yaratıcımızdır.

Dinimiz İslâmdır. İslâm, Allah’ı birleyerek yalnız O’na kullukta bulunmak, O’na hakkıyla teslim olmak; şirk ve de ehlinden tümüyle uzaklaşmaktır.

Peygamberimiz Muhammed (S.A.V.) `in babası Abdullah, dedesi de Benî Hâşim kabilesinden Hâşim oğlu Abdü’l-Muttalib’tir. Benî Hâşim, Arap aşiretleri içinde saygınlığı olan Kureyş kabilesindendir. Araplar, İbrahim Aleyhisselâm’ın Oğlu İsmâil Aleyhisselâm’ın soyundandır. Allah’ın selâmı hepsinin üzerine olsun.

İslâm’ın özünde iki temel kural vardır: Birincisi, hiç bir şeyi O’na denk tutmadan, ortak koşmaksızın, ibadeti yalnız Allah’a has kılmak, bu konuda azimli olup dostluk ve düşmanlıkta O’nun ölçüsüne uymaktır. -Kendisine içinde bulunduğu durum ve tehlikesinin izah edilmesine (hüccet ikamesine) rağmen- bunları terk edenin küfrüne hükmetmektir.

İkincisi de, Allah’a kullukta; şirke, O’na ortak koşmaya şiddetle karşı çıkmak ve bu durumdakilerle yâni, hayatlarını düzenlemede bazen Allah’ın, bazen de kulların hükümlerini benimseyenlerle asla dost olmamaktır.

F İlim: “Lâ İlâhe İll’allah”ın manasını bilmektir. Önce, (Lâ İlâhe) Allah’tan başka kendisine tapınılan her şeyi -tağutu- inkâr, sonra da (İll’allah) yalnız Allah’ın Uluhiyyetini, yalnız O’nun Hâkimiyetini ikrar ve tasdik etmektir. Bu da dilin ifade ettiğini kalbin onaylamasıdır. «Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur, ilâh ancak O’dur» (Muhammed, 19) «...Ancak bilerek hak için şehadette bulunanlar müstesnadır» (Zuhrur, 86)

Allah Resûlü (S.A.V.), “Her kim Allah’tan başka ilâh olmadığını ve yalnız O’nun ilâh olduğunu bilerek ölürse Cennete girer” buyurmuştur (Müslim)

İbâdet, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu söz, fiil, zahir ve batın amellerin tümüdür. Bu, Allah’tan başka, gerçekten kendisine kulluk edilecek hiç bir kimse olmadığını kulun ikrar etmesidir.

F Yakin: “Lâ İlâhe İll’allah” ilminin kemalidir. Bu şek ve şüpheyi tamamen giderir. Allahu Teâla, «Mü’minler ancak, Allah’a, Resul’üne iman edip, sonra da şüpheye düşmeden malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenlerdir. İşte sadıklar onlardır» buyurmuştur (Hucurât,15).

Allah Resulü (S.A.V.) de: “Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur, ilâh ancak O’dur. Ve Ben Allah’ın Resûlüyüm. Allah’ın huzuruna bu ikisinde şek şüphe etmeden çıkan kimse cennete girer” buyurmaktadır (Müslim).

F İhlas: Şirke yer vermeyen bir İhlas. Allahu Teâla, «Halis din ancak Allah’ın değil mi?» (Zümer,3) bir başka âyeti celile’de ise, «Onlar ancak Allah için dini halis kılarak ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar» (Beyyine,5) buyurmuştur.

Resûlullah (S.A.V.) de, “Kıyamet günü insanlar arasında benim şefaâtime erecek olan en mutlu kişi, kalbinden halis ve ihlaslı bir şekilde ‘La ilahe illallah’ diyendir” buyurmuştur (Buhari).

F Muhabbet: Bu kelimeye olan içtenlik, samimiyet ve sevgidir. Allah azze ve celle, «İnsanlar arasında, Allah’ı bırakıp, O’na koştukları eşleri İlâh olarak benimseyenler ve onları, Allah’ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah’ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir» (Bakara,165) buyurmaktadır. Allahu Teâla bu âyette Mümin kullarının kendisine olan kuvvetli sevgisini bildirmiştir. Çünkü onlar Allah’tan başka ilâhlar edinmediler. Kulun, Rabbini sevdiğinin alameti ise, nefsinin hoşuna gitmese bile O’nun emrini her şeyin üstünde tutmasıdır. Sevgisi ve nefreti yalnız Allah için olur. O’nun Resûlü’ne itaat eder ve O Peygamberin (S.A.V.) sünnetine sıkı sıkı bağlanır.

Resûlullah (S.A.V.) “Her kimde şu üç haslet varsa imânın tadını almıştır: Allah ve Rasulünü ‘herkesten daha çok sevmek; birini ancak Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmayı kerih gördüğü gibi kötü bulmak” buyurmuştur. (Buhari, Müslim).

F Sıdk: Yalan ve nifakın yeşerme ortamı bulamayacağı gerçek bir doğruluk. Allahu Teâla, «And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, “İnandık” deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğru olanları da yalancıları da ortaya çıkaracaktır» (Ankebut,3) ve, «Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır» (Zümer. 33) buyurmuştur.

Rasûlullah (S.A.V.)’de şöyle buyurmuştur, “Her kim Allah’tan başka ilâh olmadığını, yalnız O’nun ilâh olduğunu ve Muhammed (S.A.V.)‘in Allah’ın Resulü olduğunu bütün kalbi ile tasdik ederek ölürse, Cennete girer” (Sahihtir, Ahmed).

F “Lâ İlâhe İll’allah” Hukukuna riayet etmek: Bu yalnız Allah rızası gözetilerek yapılan ve terkine en ufak bir meyil olmaksızın edâ edilen farzlardır, vacib amellerin tümüdür. Allah azze ve celle, «Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O’na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz» (Zümer, 54), «İhsanla kendini Allah’a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulba sarılmış olur» (Lokman, 22) buyurmuştur. Yani kişi “lâ ilâhe ill’allah” sözüyle en sağlam kulba sarılmış olacaktır ki, bu da kişinin, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmesi sonucudur.

Resûlullah (S.A.V.) “Ben, Sizlerden birine; evladından, babasından ve de tüm insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz” buyurmuştur (Müslim). İşte bu Resûlullah (S.A.V.)’e gerçek bir sevgi ve de gerçek bir itaattir.

F Kabul: Öyle ki inkâra asla yer verilmesin. “Lâ ilâhe ill’allah” dediği halde bu kelimeye ve bu kelimenin hukukunu edâ etmeye çağrıldığında kibir ve taassubu nedeniyle red ve inkara kalkanlar da vardır. Bundan kaçınmak kesinlikle şarttır.

Allahu Teâla, bunu cehennem ehlinin vasıflarını bildirirken şöyle beyan etmiştir, «Onlara “Lâ ilâhe ill’allah” denilince, büyükleniyorlardı» (Saffat,35)

Kişinin İslâmını Gideren On Unsur(Nevâkıdu’l-İslâm)

Œ Allah’a kullukta O’na ortak koşmak. “Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur” (Nisa, 48) Allah’tan başkası (putlar, liderler, büyük kabul edilen bütün küçük insanlar, vs.) için kurban kesmek gibi.

Şirk ikiye ayrılır:

a) Büyük şirk: Sahibi İslâmdan çıkar. O hali üzere ölse ebedi Cehennemlik olur. Ölmeden önce tevbe etmesinden başka Allah’ın mağfiretine nâil olamaz.

b) Küçük şirk: Sahibi İslâmdan çıkmış olmaz. Bu hali üzere ölse durumu Allah’ın affına kalmıştır. Allah celle celâluhu dilerse affeder, dilerse Cehenneme atar. (Allah şirkin her türünden korusun!)

 Kişinin Allah ile arasında vasıtalar edinmesi. Duâlarında Allah’tan istediği gibi bu vasıtalardan da bir şeyler medet edip onlara tevekkülde bulunmak insanı icmâen kafir yapar. Çünkü Şeriatların tebliği dışında hiç bir hususta Allah ile mahluk arasında vasıta olmaz.

Ž Müşrikleri tekfir etmeyip onların küfre düştüklerinde şüphe etmek veya onların ideolojik mezheplerini doğrulamak. Bu kimse İslam dışı bir şeyi tanıdığı için icmâyla küfre düşer.

 Başka birinin yol ve hükmünü, Rasûlullah (S.A.V.)’in yolundan daha güzel bulmak. Tağutların hükmünün O’nun hükmünden daha iyi olduğunu söylemek, Kur’ân ve Sünnete muhalif hükümleri daha üstün görmekte bu kabildendir.

Yine, her kim Allah’ın indirdiği hükümden başka bir hükmü helal görürse; Allah’ın hükmünün daha iyi olduğunu söylese bile kafir olur. (O bu haliyle Allah’ın indirdiğinden başka bir hükmü benimsemiş ve mutlak Hâkimiyeti Allah’tan alıp beşere vermiş olduğundan küfre düşmüş olur. (Beşeri sistemlerin bayraktarlığını yapıp ta İslâmdan dem vuranlar gibi).

Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır, «Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir» (Maide, 44)

«Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar» (Nisâ, 65).

 Allah Rasulü’nün (S.A.V.)’in getirmiş olduğu bir şeye onunla amel etse bile; buğzeden kafir olur.

‘ Dinden olan bir şeyle, o’nun sevabı veya günahıyla alay etmek küfürdür. Allahu Teâla, «Onlara soracak olursan, “Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk” diyecekler; De ki: “Allah’la, ayetleriyle, peygamberiyle mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra inkar ettiniz...» buyurmaktadır (Tevbe, 65-66).

’ Sihir yapmak. Kim sihir yapar veya sihir yapılmasına razı olursa kafir olur.

« ...Bu ikisi “Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın küfre düşme” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi...» (Bakara,102).

“ Müslümanların aleyhine olup müşriklere arka çıkmak.

«...Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez» (Mâide, 51).

” Hızır Aleyhisselam’ın, Musâ Aleyhisselam’ın Şeriatına uymadığı vs. iddiasıyla; bazılarının, Resûlullah (S.A.V.)’in şeriatına uymamasının mümkün olduğunu söyleyen kafir olur: «Kim İslâmiyet’ten başka bir dine yönelirse, onun ki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir» (A’li İmrân, 85).

• Allah’ın dininden yüz çevirmek. Dinini öğrenmemek ve onunla amel etmemek.

«Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra, O’ndan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Elbette ki biz, mücrimlerden intikam alıcıyız» (Secde, 22). Burada yüz çevirmekten, kişinin kendisiyle Müslüman olacağı bilgiyi almaması kasdedilmiştir.

Kişinin İslâmını gideren bu hususlarda; şaka edenle, ciddi davranan veya arasında hiçbir fark yoktur, hepsi aynı ölçüde bunlara muhataptırlar. Ancak can tehlikesi söz konusu olduğunda, zorla (ikrâhen) bunlardan birine düşen kimse müstesnâdır.

Zikri geçen bu on madde çok tehlikeli ve tehlikesine rağmen çokça karşılaşılması üzüntü veren durumlardandır. Elbette her müslümanın bunlardan sakınması ve nefsini kurtarmak için Allah’tan korkması gerekir. Allah’ın azabının dehşetinden yine O’na sığınırız.

Bu nedenle kişinin imanını muhafaza etmesinin tek yolu olan doğru bir inanca sahip olabilmesi için yukarıda sayılan hususlara dikkat etmesi gereklidir. İnsan ailesini de bu doğrultuda eğitmeli ve şu fitne ortamında onların da Cennetlerine yardımcı olmalıdır. Aksi takdirde son pişmanlık asla fayda vermeyecektir. Allah hepimizin yardımcısı olsun (Amin).

“Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn”

VE’L-HAMDÜ LİLAHİ RABBİ’L ALEMİN