KEFFÂRET NEDİR?
Arapça bir kelime
olup; (K-F-R) kökünden gelir, örtmek ve gizlemek manasınadır.(104) İslâmî
ıstılâhta; bazı fiilleri irtikap eden mükellefin, günahlarının örtülmesi için
şer'i şerifin koyduğu hududlara "Keffâret" denir. İmam-ı Merginani; Allahû Teâla
(cc)'yı inkâr eden kâfirlerin "Keffâret'e" ehil olmadıklarını esas alarak; "Zira
keffâret bir ibadettir"(105) hükmünü zikretmektedir. Mü'min için bir anlamda
ceza olduğu da bilinmektedir. Molla Hüsrev: "Keffaret; ûkubat ile ibâdet
arasında döner"(106) buyurmaktadır. İmam-ı Kasani'de tarif bu şekildedir. Beş
çeşit keffâret vardır:
1. Orucu kasden ve teammüden bozmanın
keffâreti.
2. Hataen bir mü'mini öldürmenin
keffâreti.
3. Zıhar keffâreti.
4. Hacc ibadeti esnasında, ihramlı iken
tıraş olmanın keffâreti.
5. Yemini bozmanın keffâretidir.(107)
NEZR'İN (ADAK'IN)
TARİFİ VE HÜKMÜ
Kur'an-ı
Kerim'de: "Nezirlerini edâ etsinler"(108) hükmü beyan buyurulmuştur. Nezir;
şer'i şerifin değil, mükellefin kendi nefsine vacib kıldığı amellerdir. Nitekim
Tecrid-i Sarih'te: "Nezir de; mübah olan bir şeyi ibadet kasdı ile kendi nefsine
vacib kılmak demektir ki, bunu da dilimizde "Adak" diye ifade ederiz"(109)
denilmektedir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim bir nezir yapar ve ismini koyarsa,
onun üzerine tesmiye ettiği (ismini koyduğu) şeyi edâ etmesi vacibtir"(110)
buyurduğu da bilinmektedir. Meselenin kavranması için bir misal verelim:
"Çocuğum askerden gelirse veya iyileşirse, bir kurban kesmek üzerime vacib
olsun" diyen mükellef, bir şart koşmuş ve o yerine geldiği takdirde yapacağı
ameli beyan etmiştir!.. Şart tahakkuk ettiği an, kurban kesmesi "Vacib" olur.
Dikkat edilirse; bu ameli şer'i şerif değil, mükellef kendi sözüyle kendi
nefsine vacib kılmıştır. İşte buna Nezr (Adak) denir. Nezr;kitab, sünnet ve icma
ile sabittir.
Nezr'in (Adak'ın)
sahih olması için bazı şartlar vardır. Birincisi: Şer'i şerif'te nezredilen
şeyin cinsinden bir vecibenin (Namaz, oruç, kurban vs..) bulunması gerekir.
Meselâ; hasta ziyaretine nezretmek sahih değildir. İkincisi: Nezredilen şey
bizzat vecibe olmalı, vesile olmamalıdır. Meselâ: Abdest almayı veya tilâvet
secdesi yapmayı nezretmek sahih olmaz. Çünkü bunlar birer vesiledir. Üçüncüsü:
Nezredilen şey, hâl-i hazırda vecibe olan bir şeyin kendisi olmamalıdır. Meselâ:
Öğle namazını kılmayı veya başka bir farzı (Ramazan orucunu tutmayı) nezretmek
sahih olmaz. Nihaye'de de böyledir. Dördüncüsü: Nezredilen şey, herhangi bir
ma'siyet olmamalıdır. Bahr'ûr Raik'te de
böyledir. Resûl-i Ekrem (sav): "Her kim Allah'a itaati (mucub bir hayır
ve ibadet) nezrederse itaat etsin
(Nezrini yerine getirsin). Her kim de, Allah'a karşı ma'siyyeti nezrederse,
Allah'a asi olmasın" buyurmuştur.(111) Meselâ: Bir kimse "Allah rızası için,
kurban bayramı günü oruç tutayım" demiş olsa bile, o gün yer, başka bir gün kaza
eder. Beşincisi: Yerine getirilmesi mümkün olmayan bir şeyi nezretmemek de,
nezr'in sıhhatinin şartlarındandır. Meselâ; bir mükellef "Dünkü gün oruç
tutayım" diye nezretmiş olsa, nezri sahih olmaz.(112)
Nezr'in (Adak'ın) rüknü: Sabit olmasına delâlet eden sözdür!.. Mükellef kendi iradesi ile, kendisine neyi vacib kılmışsa, onu aynen edâ eder. Zira bununla (Nezri ile) Allahû Teâla (cc)'ya kurbet'e (Yakınlığa, ibadete) niyyet etmiştir. "Üzerime bir ay oruç olsun, şu kadar sadaka olsun, şu işim olursa Allah rızası için bir koç kurban edeyim ve bunun gibi sözler, nezr'in tahakkukuna vesile olur. Eğer Nezrini (Adağını) herhangi bir şarta bağlamışsa, "Nezr-i Muallak" denir. Meselâ ".......İşim olursa, Allah (cc) rızası için bir kurban keseyim" sözü şarta bağlanmıştır!... Şartın "Olumlu" veya "Olumsuz" olması değil, tahakkuk etmesi önemlidir. "Falanca kimse ile konuşursam, bir hafta oruç tutayım" diyen mükellef, kasıd olarak konuşmamayı, konuştuğu takdirde kendisini cezalandırmayı esas almıştır. Ancak şart tahakkuk edince, bir hafta oruç tutması vacib olur. Hiçbir şarta bağlı olmayan nezre; "Nezr-i Mutlak" denir. Meselâ: "Allah (cc) rızası için, Receb ayı boyunca oruç tutayım" diyen mükellef, kendisine bir ay orucu vacib kılmıştır.
(104) İbn-i Manzur - Lisanû'l Arab -
Beyrut: 1955, C: 5, Sh: 145. vd.
(105) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû
Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 2, Sh: 75.
(106) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi
şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 393.
(107) İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai
fi Tertibi'ş Şerai - Beyrut: 1974, C: 5, Sh: 95.
(108) El Hacc Sûresi: 29.
(109) Abdi'l Latifi'z Zebidi - Sahih-i
Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi - Ank: 1975 (3 Bsm) C: 12,
Sh: 229.
(110) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir -
Beyrut : 1316 D. Sadr Mtb. C: 4, Sh: 15 vd.
(111) Abdi'l Latifi'z Zebidi - A.g.e. C:
12, Sh: 237-238, Had. No: 2073. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû
Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 2, Sh: 75, İmam-ı Azam Ebû Hanife - El
Müsned - İst: 1978, Şamil Yay. Sh: 179, Had. No: 303/2.
(112) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 208.