ORUÇ TUTMAMAYI MÜBAH KILAN ÖZÜRLER
Kur'an-ı
Kerim'de: "Ey iman edenler!.. Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin
üzerinize de oruç yazıldı. (Farz kılındı). Ta ki korunasınız. (O Ramazan ayı)
sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta yahud sefer üzerinde olursa, tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde
(tutar, ihtiyarlığından veya şifa ümidi olmayan hastalağından dolayı oruç
tutmaya) gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lâzımdır). Bununla
beraber kim gönül isteği ile bir hayır yaparsa, işte bu onun için daha
hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda (fidye vermenizden) hayırlıdır,
bilirseniz"(73) hükmü beyan buyurulmuştur.
HASTA
OLMAK: Oruç tutmamayı mübah kılan özürlerin başında hastalık gelir.
Hasta; nefsinin telef olmasından veya bir azasını kaybetmekten korkarsa bi'licma
oruç tutmaz.(74) İmam-ı Merginani: "Hastalığın artması veya uzaması bazen ölüme
götürebilir. Bu durumda ondan sakınmak (artmasından veya uzamasından kaçınmak)
vacib olur"(75) hükmünü zikreder. Peki bu nasıl tesbit olunacaktır? Hanefi
fûkahası: "Hastalık tecrübe veya fıskı zahir olmayan müslüman bir doktorun haber
vermesiyle sabit olur"(76) hükmünde müttefiktir. Dürri'l Muhtar'da; hastalığının
zann-ı galible, tecrübeyle veya müslüman, kâmil hali gizli bir doktorun sözü ile
sabit olacağı kaydedilmektedir. İbn-i Abidin: "Müslüman, kâmil, hali gizli bir
doktorun sözü ile..." hükmünü izah ederken şunları beyan etmektedir: "Kâfirin
sözüne ise güven olmaz. Çünkü maksadı ibadeti bozmak olabilir. Meselâ;
teyemmümle namaza başlayan bir müslüman, kâfirin su vaadetmesi ile namazını
bozamaz. Bahır. Kâmil'den murad; tıb ilminde yeterli bilgisi olan doktordur. Az
bilgisi olanın sözüne uymak caiz değildir. "Hali gizli" bazılarına göre, adil
olması şarttır. Zeylâi kesinlikle buna kaildir. Ama Bahır'la, Nehir'in
sözlerinden anlaşılan bu kavlin zayıf olduğudur. Ben derim ki; bu şartları haiz
olmayan bir doktorun sözü ile amel eder de orucunu bozarsa, zahire göre keffaret
lâzım gelir. Nitekim alâmetsiz ve tecrübesiz orucunu bozsa, galebe-i zann
bulunmadığı için keffaret lâzımdır. Halk bundan gafildir."(77) Sonuç olarak;
mü'min, adil ve mütehassıs bir doktorun, mükellefin sıhhi durumu ile ilgili
hükmü esastır.
SEFERE
ÇIKMAK (YOLCULUK): Ramazın-ı Şerif ayında sefere çıkacak olan bir
mükellef; geceden oruca niyyet etmeyebilir. Bu mübahtır. Ancak oruca başladıktan
sonra yolculuğa çıkan kimse için, o günün orucunu bozmak mübah olmaz. Şayed
devam etmeyip; yolculuğa çıktıktan sonra iftar etmiş olursa, bu kimseye sadece
kaza gerekir, keffaret gerekmez. Ancak önce orucunu bozub, sonra yolculuğa çıkan
kimsenin durumu böyle değildir. Bu durumda olan kimseye hem kaza, hem keffaret
gerekir. Serahsi'nin muhıyt'inde de böyledir.(78) Daha önce; orucun edâsının
farz olması hususunu izah ederken, "Seferi halde oruç" meselesini izaha gayret
etmiştik.(79)
ŞEYH-İ FANİ
OLMAK (İHTİYARLIK): Oruç tutmaya gücü yetmeyen şeyh-i fani (ihtiyar
kimse) iftar eder ve her gün için bir yoksula "Fidye" verir. İmam-ı Merginani:
"Bu hususta asıl olan Allahû Teâla (cc)'nın: "Oruç tutmaya gücü yetmeyen (Tâkat
getiremeyen)ler üzerine de bir yoksul doyumu fidye vermek lâzım gelir" hükmüdür.
Şayed oruç tutmaya gücü yeterse, yani kaadir olabilirse, fidye batıl olur. Çünkü
oruca; fidyenin halef olabilmesinin şartı, acziyyetin devam etmesidir"(80)
hükmünü zikretmektedir. Şeyh-i Fani olma (fazla ihtiyarlık) hali hangi yaşta
başlar? Bu hususta birçok yaş zikredilmiştir. Ancak şeyh-i fani'lik hali;
insandan insana değiştiği için kat'i bir hüküm de ittifak olunamamıştır.
Fetava-i Hindiyye'de ; "Şeyh-i fani, ölümüne kadar hergün kuvveti noksanlaşan
kimsedir ki, bunlar tekrar kuvvet bulamadan vefat ederler. Bahru'r Raik'te de böyledir. Bu durumda olan kimseler;
dilerlerse "Fidye"lerini Ramazan-ı Şerif ayının başında bir defada verirler.
İsterlerse bunu ayın sonuna bırakırlar. Fidye verdikten sonra oruç tutmaya gücü
yeter hale gelen yaşlı kimsenin; vermiş olduğu "fidye'sinin" hükmü, batıl olur.
Bu kimsenin önceden tutamamış olduğu oruçlarını kaza etmesi gerekir"(81) hükmü
kayıtlıdır. Sonuç olarak; oruç tutmaya kaadir olamayan (yani gücü yetmeyen)
ihtiyarların "Fidye" vermesi nass'la sabittir. Şeyh-i fani olma hali; oruç
tutmamayı mübah kılan özürlerdendir.
HAMİLELİK
VE ÇOCUK EMZİRMEK: Dürri'l Muhtar'da: "Zann-ı galib ile; kendi
hayatından veya çocuğunun hayatından korkan hamile, yahud zahir rivayete göre
anne olsun, sütanne olsun emzikli kadın oruç tutmayabilirler"(82) hükmü
zikredilmektedir. Esas olan; gerek hamile, gerek çocuk emziren kadınların, kendi
nefislerinin veya çocuklarının helâk olma tehlikesinin bulunmasıdır. Nitekim
Fetava-i Hindiyye'de: "Hamile olan veya çocuk emziren kadınlar; gerek kendi
nefislerinden, gerekse çocuklarının helâk olmasından korkarlarsa oruç
tutmayabilirler veya iftar edebilirler. Bu durmda ki kadınlara keffaret
gerekmez; daha sonra oruçlarını kaza ederler. Hülâsa'da da böyledir"(83)
denilmektedir.
HAYIZ VE
NİFAS HALİ: Bilindiği gibi hayız ve nifas halinde olan kadınların oruç
tutmaları haramdır.(84) Hz. Aişe (r.anha) validemiz'in "Bizlerden birisi Resûl-i
Ekrem (sav)'in zamanında hayızdan temizlendikten sonra orucunu kaza eder,
namazını ise kaza etmezdi" buyurduğu sabittir. Dolayısıyla hayız ve nifas
halinde iken geçen Ramazan-ı Şerif orucunu bilâhare kaza etmek esastır.
HELÂK OLMAK
KORKUSU: Ramazan-ı Şerif ayında düşmanla savaşacağını bilen ve oruç
tuttuğu takdirde zayıf düşerek gerektiği gibi cihad edemeyeceğinden endişe eden
mücahid, oruç tutmayabilir.(85) Dürri'l Muhtar'da: "Kalanlar zorlama, helâk
korkusu veya akıl noksanlığıdır. Velev ki şiddetli susuzluk veya açlık sebebi
olsun. Bir de yılan sokmasıdır" hükmü kayıtlıdır. İbn-i Abidin bu metni
şerhederken şunları zikretmektedir: "Kalanlar, zorlama..." ikrah bahsinde beyan
ettiğine göre, bir kimse lâşe, kan veya domuz eti yemeye yahud şarap içmeye,
hapis, döğme ve bağlanma gibi muzdar bırakmayan bir sebeble zorlanırsa, o işi
yapması helâl olmaz. Fakat öldürmek, uzuv kesmek veya şiddetli döğmek gibi
muzdar bırakan bir şeyle zorlanırsa, o işi yapması helâl olur. Şayet sabreder de
öldürülürse günahkâr olur. Küfretmek (Kelime-i küfrü söylemek) için muzdar bir
şeyle zorlanırsa, kalbi imanla mutmain olmak şartı ile küfür kelimesini
söyleyebilir. Ama sabreder de öldürülürse sevab kazanır. Allahû Teâla (cc)'nın
sair hakları da böylerdir. Oruç ve namazı bozmak, harem-i şerif avını öldürmek,
ihramlı iken öldürmek ve farziyyeti kitapla sabit olan her şey gibi... Birincide
sabrettiği takdirde günahkâr olması, bu sayılanlar zaruret halinde haram
olmaktan istisna edildiği içindir. Çünkü onun haramlığı kalkmış değildir; sadece
günahı sakıt olmak için ruhsat verilmiştir. Onun için Bahır sahibi burada
Bedayi'den naklen hasta ve yolcu iken orucunu bozmaya zorlanan kimse ile sağlam
ve mukim arasında fark yapmış: "Birincide o işi yapmaz da öldürülürse günahkâr
olur, ikincide günahkâr olmaz" demiştir. "Helâk korkusu..." çalışmaktan bitâp
düşen ve oruç tutarsa helâk olacağından korkan cariye gibi. Hükümet müteahhidi
tarafından sıcak günlerde acele işte çalıştırılan kimse de, helâk olacağından
veya aklının azalacağından korksa, cariye gibidir. Hülâsa'da beyan edildiğine
göre; bir gazi düşmanla Ramazanda harbedeceğini ve zayıf düşeceğini yüzde yüz
bilirse oruç tutmayabilir. Nehir. "Bir de yılan sokmasıdır" yani kendisini yılan
sokan kimse faydalı bir ilaç içebilir."(86)
Feteva-ı Hiddiyye'de: "Açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olacağından veya aklî melekelerini kaybedeceğinden; (tecrübe, alâmet veya müslüman bir doktorun teşhisine dayanarak) endişe eden bir kimse, orucunu bozabilir. Daha sonra kaza eder. Çalışmasından dolayı zayıf düşen ve oruç tuttuğu takdirde helâk olacağından korkan kimse de iftar edebilir. Aynı durumdaki cariyeler hakkında da; hüküm aynıdır. Veliyyü'lemr tarafından şiddetli sıcak günlerde çalışmaya götürülen kimse de; helâk olmaktan veya aklına noksanlık gelmesinden endişe ederse, iftar edebilir. Fethû'l Kadir'de de böyledir"(87) denilmektedir. Ancak "Helâk olma" endişesi bir vehim (korku) değil; ciddi temellere dayanmak zorundadır. Kaldı ki bu endişe geçer geçmez, aynı orucu kaza etmek de "Farz"dır. Ulemâ; Ramazan-ı Şerif ayında ağır işte çalışmanın (oruca engel olacağını esas alarak) mekruh olduğunda ittifak etmiştir.
(73) El Bakara Sûresi: 183-184.
(74) Şeyh Nizamüddin ve heyet -A.g.e., C:
1, Sh: 207.
(75) İmam-ı Merginani - A.g.e., C: 1, Sh:
126.
(76) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut
: 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 79. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1,
Sh: 207.
(77) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd
Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 340.
(78) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C:
1, Sh: 206.
(79) Bakınız madde: 786.
(80) İmam-ı Merginani - A.g.e., C: 1, Sh:
127.
(81) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El
Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 207.
(82) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd
Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 338.
(83) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C:
1, Sh: 207.
(84) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut
: 1315 D. Sadr Mtb. C: 1, Sh: 114 (Not: Daha önce "Kadınlara Mahsus Haller"
bahsinde bu konu üzerinde durmuştuk. Bakınız madde: 387.)
(85) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C:
1, Sh: 208.
(86) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd
Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 337-338.
(87) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C:1, Sh: 207.