RÜ'YET-İ HİLAL
Hilal'in
görülmesi. Hilal; ay'ın batı tarafında göründüğü sıradaki halidir. İkinci ve üçüncü günü ay'a da aynı isim verilir. "Rü'yet" görme anlamındadır. Rü'yet-i
hilal de bu hilallerin izlenerek çıplak gözle görülmesi anlamında bir İslâm
fıkıh terimidir.
Güneş ve ayın hareketleri bütün
toplumlarda ay ve yıl hesapları için bir ölçüt olarak
Kameri aylar,
hilalin batıda görülmesiyle başlar. Hilalin tekrar batıda görünmesi bazen
yirmi dokuz bazen de otuz gün sürdüğünden, kameri ayın başlangıcını tesbit
etmek ancak onu sürekli izlemekle mümkündür.
Ramazan orucuna
başlamak ve orucu bitirmek Ramazan ve Şevvâl hilallerinin görülmesiyle olur. Şaban ayının
yirmi dokuzuncu günü hilal gözetlenir; şayet hava bulutlu ise veya hilal
gözetlendiği halde görülmezse, Şaban ay'ı otuz güne tamamlanır ve Ramazana
böyle başlanır. Kamerî aylardan genellikle yedisi
yirmi dokuz, beşi otuz gündür. Hangi ayın yirmidokuz,
hangisinin otuz gün olacağı astronomi bilginlerince dahi daha önceden tespit
edilemediğinden, İslâm'ın bu iki temel ibadeti olan oruç ve Hacc'ın tam
zamanında yapılabilmesi için hilalin her ay veya en azından Recep, Şaban,
Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarında izlenmesi gerekmektedir. Hilali izleme, ibadete bir zemin hazırladığı için aynı zamanda bir
ibadettir. Cenab-ı Allah'ın (O sayılı günler) Ramazan
ay'ıdır. İnsanlar için bir (rehber ve) hidayet kaynağı
olan Kur'an bu ayda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim
bu ay'a erişirse (bu ay'ın hilalini görürse) oruç tutsun" (el-Bakara,
2/185) buyurması bu ibadetin başlangıcını belirlemiştir. Dolayısıyla
hilalin rü'yeti ile yani görülmesiyle oruç ibadetine başlanır.
Hilal ile ilgili
olarak Hz. Peygamber (s.a.s)'den bize intikal etmiş hadisler bir hayli çoktur. Ebu Hureyre (r.a), Peygamber
Efendimiz (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu söyler: "Ramazan orucunuzu hilali
gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa (ay'ın tespitine engel olursa) otuza
tamamlayınız" (Buhari, Savm, II; Müslim, Siyam, 19, H. No: 1081; Nesâî, Siyam, 9; Darimi, Sivam, 2; Ahmed b. Hanbel, II,
422).
Başka bir rivayette ise şöyle
buyurur: "Hilali görmedikçe orucu tutmayın. Hilali
görmedikçe orucu bozmayın. Hilali gördüğünüzde orucu
açın. Şayet hava kapalı olursa (hilalin görülmesine
engel olursa) otuz gün sayın" (Ahmed b. Hanbel, II, 430, 456).
Abdullah İbn Abbas (r.a),
Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Orucu Ramazan'dan önce tutmayın. Orucu hilali
gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde açın. Şayet hilalin görülmesine bulut engel olursa otuz günü tamamlayın"
(Nesâî, Siyam, 13; Tirmizi, Siyam 5, H. No: 688).
Diğer bir rivayette: Abdullah İbn Abbâs der ki: Ramazan
ayından önce oruca başlayanlara şaşarım. Halbuki Rasûlüllah (s.a.s) şöyle
buyurdıı:
"Orucu
hilali gördüğünüz de tutun ve hilali gördüğünüz zaman açın. Şayet hava kapalı olursa (hilali
görmenize mani olursa) sayıyı otuza tamamlayın "
(Nesâî, Siyâm, 12; Dârimî, Savm, 2; Ahmed b. Hanbel, I, 221; İmam Malik,
Muvatta, Siyam, I, H. No: 3).
Abdullah bin Ömer (r.a)'den Rasûlüllah
(s.a.s)'in Ramazan'ı anlatarak şöyle buyurduğu rivayet olunur: "Hilali
görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu açmayın.
Şayet hava kapalı olursa (hilali görmenize mani olursa) görüldüğü gibi
Hava bulutlu
olduğu takdirde ise, Ramazan hilali bir âdil kişinin, Şevvâl hilali de iki âdil
kişinin şahitliğiyle sabit olur.
Hilali gözleyen ve gördüğünü beyan
Ramazan orucunun
başladığını tespit için tek kişinin hilali gördüğüne dair şahitliği, şu hadis-i
şeriflere dayanılarak yeterli görülmüştür.
1- Nafi' Hz. Ömer'in oğlu
Abdullah'ın şöyle söylediğini rivayet eder:
"İnsanlar
hilali izliyorlardı. Ben Rasûlüllah (s.a.s)'e onu (hilali) gördüğümü haber
verdim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) oruç tuttu ve
insanlara orucu tutmalarını emretti" (Ebu Davud, Savm, 7, H. No: 2342; Dârimi, Savın, 3; Hâkim, el-Müstedrek, I, 423).
İkrime, Abdullah İbn Abbas'ın
şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir bedevî Rasûlüllah (s.a.s)'e geldi.
"Ben hilali gördüm" dedi. Rasûlüllah, "Lailahe illallah
Muhammedur-Rasûlüllah'a şahitlik eder misin?"
dedi. Bedevi "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber
Efendimiz "Ey Bilal, insanlara bildir de yarın oruç tutsunlar"
buyurdu (Tirmizi, Savm, 7, H. No: 691; İbn Mace, Savm, 6, H. No:1652; Ebu Davud, Savm, 14, H.No: 2340, 2341; Nesâî, Siyam,
8, H. No: 2115; Dârimî, Savm, 7; Hakim, Müstedrek,
Tirmizi, bu hadisi şerifi rivayet
ettikten sonra şunları söylüyor: "İlim ehlinin çoğu bu hadisle amel ederek
oruç tutmak için yalnız bir kişinin şahitliği de makbuldur demişlerdir. Nitekim İbnul Mübarek, Şâfiî, İmam Ahmed ve Küfe ehli bu
görüştedir. Buna mukabil orucun bozulması için en az iki şahidin
gerekli olduğunda ittifak vardır".
"Ramazan'ın bittiğini
gösteren Şevvâl hilalini tesbitte iki şahid gereklidir" derken, şu
hadislere dayanılmaktadır:
1- Rib'i İbn Haris, Peygamber
Efendimizin sahabelerinden birinin şöyle buyurduğunu rivâyet eder:
"İnsanlar Ramazan'ın son günü hakkında ihtilafa düşmüşlerdi. Bu sırada iki bedevî geldi ve "Dün akşam hilali gördük"
diyerek Rasûlüllah (s.a.s)'in yanında Allah'a yemin edip şahitlik ettiler.
Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) insanların orucu bozmalarını
emretti" (Ebu Davud, Savm, 13).
Bu ravilerden zikredilen ikinci
bir rivayet şöyledir: "Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'ın otuzuncu gününü
tamamlamak üzere ve oruçlu iken sabahleyin iki bedevi geldi. Allah'tan
başka ilah olmadığına yemin ederek önceki akşam hilali gördüklerine dair
şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s)
emriyle oruca son verildi" (Dârekutnî, Siyam, 14).
Yine aynı ravilerden nakledilen
üçüncü bir rivayet şöyledir: "Müslümanlar Ramazan'ın otuzuncu gününü
tamamlamak üzere oruçlu iken sabahleyin iki bedevî geldi. Allah'tan
başka ilah olmadığına ve dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s)'in emriyle oruca son verildi"
(İbn Hanbel, IV, 314).
Ebu Umeyr İbn Enes der ki:
"Rasûlüllah (s.a.s)'in sahabilerinden olan Ensar kabilesine mensup
amcalarım şu hadisi rivayet ederek dediler ki: Havanın elverişsizliği yüzünden
Şevval ayının hilalini göremedik ve oruç tutuyorduk. Gündüzün
geç vakitlerinde bir kafile geldi; dün hilali gördüklerine dair şahitlik
ettiler. Bunun üzerine (Rasûlüllah (s.a.s) insanların
oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına gitmelerini emretti"
(İbn Mace, Siyam, 6 H. No: 1653; Nesâî, el-İdeyn, 21;
Ahmed b. Hanbel, V, 87).
Hz. Enes (r.a)'den şu hadis-i
şerif nakledilir: "Enes'in amcaları Rasûlüllah (s.a.s)'in huzurunda hilali
gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah
(s.a.s) insanlara oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına
gitmelerini emretti" (Ahmed b. Hanbel, III, 279).
Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle
der: "Ömer (r.a)'le beraber bulunuyorduk. Ona bir adam
gelip "Şevvâl hilalini gördüm" deyince Hz. Ömer (r.a) "Ey
insanlar orucunuzu bozun" dedi" (Ahmed b. Hanbel, I, 28).
Her ne kadar
Hz. Ömer (r.a)'den rivayet edilen bu haber tek kişinin şahitliği ile Ramazan
orucunun bozulabileceğini ifade ediyorsa da, diğer hadislerde iki veya daha çok
kişinin şahitliği beyan edildiği için, Ramazan orucunun sona erdiğine karar
vermek üzere en az iki şahidin gerektiği hükmü verilmiştir. Bununla
beraber, tek kişinin şahitliğini kabullenen alimler de vardır.
Hanefi mezhebine göre Ramazan
hilalinin görülmesinde aranan şahit sayısı Şevval hilalinin görülmesinde
aranandan farklı olduğu gibi, her iki ayda da havanın açık veya kapalı olması
durumunda da aranan şahit sayıları değişmektedir:
A- Orucun başladığını bildiren Ramazan
hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:
a) Havanın kapalı (bulutlu veyâ
sisli) olması halinde Ramazan hilali için tek bir kişinin hilali gördüğüne dair
şahitliği yeterlidir. Erkek veya kadın olması farksızdır.
Ancak, şahidin müslüman, âdil, akıllı veya baliğ olması
şarttır.
b) Havanın açık olması halinde iki
görüş zikredilmiştir:
aa-Tercih edilen görüşe göre; haberleri
zann-ı galib ifade edecek sayıda çok kişinin hilali gördüklerine dair şahitlik
etmeleri gerekmektedir. Bu kişilerin sayılarını da tayin
etmek Müslüman Ulul-emre (idareciye) bırakılmıştır.
bb-Diğer bir görüşe göre ise; iki âdil
şahidin şehadeti yeterli sayılmıştır. Günümüzde bu görüşün
alınmasını uygun görenler vardır.
B- Orucun (Ramazanın) bittiğini
belirten Şevval hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:
a) Havanın kapalı olması halinde:
âdil iki erkeğin veya bir erkek iki kadının hilali gördüklerine dair
şahitlikleri yeterlidir. Şahitlerin müslüman, akıllı, baliğ,
hür ve âdil olmaları şarttır.
b) Havanın açık olması halinde;
yine iki görüş zikredilmiştir
aa-Tercih edilen görüşe göre, haberleri
zann-ı galib ifade edecek sayıda şok kimsenin şahitlik etmeleri gerekir.
bb-Diğer bir görüşe göre ise, iki âdil
şâhidin şahitliği yeterli sayılmaktadır. Bu zayıf görüştür (Hilal hakkında
Hanefi mezhebinin görüşleri için bakınız: (Bedâyiü's-Sanâyi', II, 985, 989;
Serahsi, el-Mebsut, Matbuatu's-Saade Kahire (t.y.), III, 139-140).
Şâfiî
hukukçuları ihtilaf-ı
metali, yanî boylam farkını gözönünde bulundururlar. Buna rağmen,
onlara göre hilal doğuda görülürse onların batısında kalan bütün müslümanların
bunlara uyması gerekir. Ama batıda görülürse
doğudakileri bağlamaz. Aynı meridyen üzerinde olanlar
da birbirlerine tabi olurlar. Diğer fıkıh ekollerine
göre ise buna itibar edilmez. Dünyanın neresinde
olursa olsun, hilalin görülmesi diğer yerler hakkında da geçerlidir. Hilâl bir yerde görüldüğünde diğer bütün müslümanların bayram yapmaları
gerekir. Bu da İslam ümmeti arasındaki birliği
sağlamaya daha uygundur.
Fukahânın büyük
çoğunluğuna göre rasathane hesaplarına itibar edilmez. Hilalin
görülmesi gerçekleşmediği takdirde önceki ayı otuza tamamlamakla kamerî ay
başlar. Şâfiilerden bazı âlimlerle çok az
sayıdaki hanefi âlimlere göre ise, rasathane hesaplarına da itibar edilir. Ancak yukarıda kaydettiğimiz bütün hadislerde hesap ile hilalin
tespiti asla söz konusu edilmemiştir. Rasûlüllah
(s.a.s)'den sahih senedlerle rivayet edilen bu hadislerde hilallerin sübutunu,
hilalin gözle görülmesine bağlamaktadır.
Bu anlamda
rivayet edilmiş bütün hadislerin hiçbirinde hesaba itibar edileceğine dair bir
işaret mevcut değildir. Hatta Rasûlüllah (s.a.s) bir hadislerinde "Biz ümmî bir ümmetiz:
yazı bilmez, hesap bilmeyiz" (Buhârî, Savm, 13; Müslim, Siyam, 15; Ebû
Davûd, Savm, 4) buyurarak hesaba itibar edilmeyeceğini kesin olarak
belirtmiştir. Sahabenin ittifakı da hesap üzere değil, rü'yet üzere olmuştur.
İslâm dini, belli bir zümrenin
değil, her sınıf ve milletten insanların dinidir. Hilalin
gözle gözetlenmesi havâs-avâm herkesin imkanı dahilinde olan bir husustur.
Hesap esas alındığı takdirde ancak bu işten anlayanlar
tahkiki bir bilgiye dayanarak hilali tesbit edebilirler. Genel halk tabakası ile bu işten anlamayanlar onları taklit etmek
zorunda kalırlar. Tahkiki bir bilgiye dayanarak bütün
müslümanların Ramazan orucuna başlamaları ve bayram yapmaları mümkün olmaz.
Bununla beraber rü'yeti esas alan âlimlerden bir
kısmı, hilalin hesapla kesin olarak tesbit edilebileceğini de
Gözle görmenin esas olduğunu
söyleyen âlimlerin bir kısmı, hesapla hilalin tespitini, müneccim ve kâhinlerin
sözlerini
Hanefilerin bu husustaki genel
görüşleri ise şöyledir: Astronomi âlimlerinin ayın hareketlerini esas alarak
yaptıkları hesaplara itibar edilerek Ramazan ayının girdiği ilan edilemez. İbn
Abidin şöyle der: "Muvakkitlerin (zamanı hesaplayan uzmanların) sözüne
itibar yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların sözü
delil olmaz. Müneccimlerin hesabı ile amel etmek Caiz değildir. Muvakkitlerin, filân gecede hilâl gök yüzünde şöyle görülecektir
demeleri ile oruç tutulmaz." Fetavay-ı Hindiyye'de "Hilal
meselesinde müneccimlerin haberlerine müracaat edilmeyeceği gibi; geçerli olan
görüşe göre, onların sözleri de
Meselenin özü şudur: İslâm
bilginleri, astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında değildir. Ancak hilalin gözlenmesi, nassla sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefî fukahası bunun vacib olduğunda ittifak etmiştir.
İlmin ilerlemiş olması her hangi bir vacibi ortadan
kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği
rahatlıkla, takvim yaprağına bakmak arasında büyük bir fark vardır.
Çoğunluğun
katıldığı sahih görüşe göre müneccimlerin ve astronomî bilginlerinin bu
husustaki sözlerine itibar edilmez. Çünkü hesaplar kesin olsalar da bunları
yapanlar hatadan masum değildirler. Nitekim
memleketlerin takvimlerinin birbirinden farklı oluşu da bunu göstermektedir.
Diğer yandan, hesaplara göre kamerî aylar mutlaka otuz veya
yirmi dokuz değildir. Sürekli değişkendir. Bir yıl otuz gün süren bir ay, ertesi yıl yirmi dokuz olabilir.
Allah Teâlâ, kullarına kolaylık olması için orucun yirmi dokuz olacağını
Peygamberi vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Abdullah İbn Ömer (r.a),
Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu ifade ediyor: "Ayın yirmi
dokuzuncu gecesi olunca hilali görmeden orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa
(görmenize mani olursa) sayıyı otuza tamamlayın"
(Buhârî, Savm, 11).
Abdullah (r.a)'dan nakledilen
diğer bir rivayette şöyle der: "Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'dan bahsetti.
İki elini birbirine vurarak; Bir ay şöyle şöyle ve şöyledir dedi. Üçüncü
defasında baş parmağını kapattı ve şöyle buyurdu: "Orucu hilali
gördüğünüzde tutun ve hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa (size
engel olursa) ayı otuza göre takdir edin " (Müslim,
Siyam, 2, H. No: 1080).
Abdullah'dan nakledilen diğer bir
rivayet ise şöyle varid
olmuştur: "Bir ay yirmi dokuz olur. Hilali görmeden
orucu tutmayın ve hilali görmedikçe orucu açmayın. Şayet
hava kapalı olursa (görmenize engel olursa) onu takdir edin" (Müslim,
Siyam, 3 (7), H. No: 1080; Ebu Davud, Savm, IV, H. No: 2320; Dârimî,
Savm, V; İmam Malik, Muvatta, Siyam, I). Bu hadis-i şerif'te
zikredilen "onu takdir edin" ifadesinden neyin kastedildiği hususunda
alimler arasında görüş farklılıkları vardır.
a) İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam
Ebu Hanife, Selef ve Halefden Cumhur-u ulema diğer hadisleri delil göstererek bunun
manasının "Şayet hilali göremezseniz ay'ı tam sayı olan otuza göre takdir
edin" olduğunu söylemişlerdir.
b) İmam Ahmed İbn Hanbel ise
"şayet hilali göremezseniz onun bulut altında olduğunu takdir edin"
manasını ifade ettiğini bildirmiş ve ayın yirmi dokuzunda hava açık olur da
hilal görülmezse, otuza tamamlanacağını; buna mukabil, hava bulutlu veya sisli
olur da görülmezse, hilalin var sayılacağını ve o ay'ın yirmi dokuz kabul
edileceğini söylemiştir.
c) İbn Şureyh, İbn Kuteybe gibi
bir kısım âlimler ise buradaki "onu takdir edin" ifadesinden
"Şayet hilali görmezseniz, astronomik hesaplara göre onu takdir edin"
anlamının kastedildiğini ileri sürmüşler, ancak bu görüşleri âlimler tarafından
Burada dikkat edilmesi gereken
husus şudur: Ramazan ayının başlangıç ve bitiş tarihlerinin tesbitinde
başvurulacak yol, hilale bakmaktır. Hilal görülmediği
takdirdedir ki birinci görüşe göre bu ayın otuz olduğu takdir edilecek; ikinci
görüşe göre ise astronomik hesapların takdirine başvurulacaktır. Bu son görüşün kabule şayan olmadığı belirtilmiştir.
Abdullah İbn Ömer (r.a) Rasûlüllah
(s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah
hilalleri, vakitleri bildiren vasıtalar kıldı. Hilali
gördüğünüzde orucu tutun; hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava
kapalı olursa (buna mani olursa) takdire çalışın ve
bilin ki bir kameri ay otuz günden fazla olamaz” (Hakim, Müstedrek, I, 423).
Rü'yeti esas alanlar, şahitlerin
yalan şahitlik etme ihtimali üzerinde de durarak, bunun mümkün olduğunu
"Orucunuz,
oruç tuttuğunuz gündür. Fıtır bayramınız, bayram yaptığınız gündür. Kurban bayramınız da bayram yaptığınız gündür" (Tirmizi, Savm,
11).
Hesaba itibar edileceğini
söyleyenlerin delilleri:
Peygamber (s.a.s)'in "Biz
ümmî bir ümmetiz: yazı bilmez, hesap bilmeyiz"şeklindeki hadisi o günkü
bir vakıayı dile getirmektedir. Peygamber (s.a.s) İslâm
ümmetinin bu hal üzere devam edeceğini söylemiyor. Hesaba
başvurmanın müneccimlik ve kahinlikle de bir ilgisi yoktur. Kâhinler, yıldızların hareketlerinden fert ve toplumun geleceği
hakkında mana çıkarır, kehânetlerde bulunurlar. Oysa
rasathane hesapları bir ilimdir, ilmî usullerle neticeye varır.
Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de
güneş, ay ve yıldızların belli ölçüler dahilinde hareket ettiklerini, kâinatın
tamamına bir nizamın hakim bulunduğunu ve bu nizama bir değişikliğin
Hesaba itibar
edilmesini savunan âlimler, yukarıdaki delillerine ek olarak, orucun da namaz
gibi bir ibadet olduğunu, namaz vakitlerini tespit ederken nasıl hesaba itibar
ediliyorsa, oruç konusunda da hesaba itibar edilmesi gerektiğini söylerler.
Şâfiî âlimlerden
İman Sübkî, hesaba itibar etmenin ötesinde hesabın esas alınması gerektiğini
savunur. Ona göre şahitler, hilâli gördüklerine dair şahitlik etseler, hesap
ehli de o gün görülmeyeceğini söyleseler, hesap ehlinin görüşüyle amel edilir.
Çünkü hesap, kesindir, şahitlerin şahitliği ise zannîdir
(Sübkî, İlmul-Menşur fi İsbati'ş-Şuhür, Mısır 1329, s. 26). Aynı mezhebe bağlı İbnu'l-Hacer ise, bu durumda hesaba uyabilmek
için hesap uzmanlarının ittifakını şart koşar (İbn Abidin, a.g.e., s. 227).
Bu görüşte olan âlimler, her hesap
uzmanına güvenilemeyeceğini, vereceği bilgiye dinî bir ibadet
dayandırılacağından mü'min ve âdil olması gerektiğini belirtirler (Muhammed
Bahît, İrşâdu Ehlil-Mille ila İsbatil-Ehille, Mısır
1329, s. 271).
Meselenin özü şudur: Bir kimse,
Şevval hilalini gördüğünü veliyyülemr veya kadı'ya müracaat ederek beyan
ederse, onlar tasdik ettiği anda Ramazan bayramı ilân olunmuş demektir. Laik
olan (yani din ile devlet işlerini ayrı mütalaa
Son yıllarda
rü'yet-i hilâl konusunda, farklı siyasî coğrafyalarda bulunan müslümanlar
arasında bir ihtilaf görülmektedir. Bunun giderilmesi için rüyet-i hilâl
toplantıları yapılmış ve bazı kararlar alınmıştır. Fakat
pratikte bu kararların hiç bir faydası olmadığı müşahade edilmektedir. Müslümanlar yine ayrı ayrı günlerde Ramazan orucuna başlamakta ve
farklı günlerde bayram etmektedirler. Bunun sebebini Kemalüddin
İbnül-Hümam'ın şu tespitinde bulmak mümkündür: "Müslümanların kendi
içlerinden bir emir seçmelerinin sebebi; İslâm'ın emirlerini (ve hükümlerini)
hakkı ile eda etmek içindir" (Kemalüddin İbnül-Hümâm, Kitabû'l Müsayere, İstanbul
1979, 265) O, bu ifade ile siyasi şuurun temelini tespit etmiştir. Mü'minlerin kendi içlerinden seçtikleri bir emire itaat etmeleri,
nassla emrolunmuştur. Günümüzde bu mahiyette bir emir
sahibi bulunmadığı için rüyet-i hilal konusundaki ihtilaflar devam edecektir.
Mükellef olan her mü'min, bu durumu iyi düşünüp tağutî
güçlerin din istismarı karşısında direnmelidir. Tağutî
güçleri reddetmenin bir iman meselesi olduğu asla unutulmamalıdır.
Kaynak: Şamil İslam
Ansiklopedisi.